Büyükbaş Hayvancılığında yanlışlar,doğrular ve öneriler

Büyükbaş Hayvancılığında yanlışlar , doğrular ve öneriler :

Yanlışlar :

1)Süt hayvancılığı artık teşvik edilmemeli:
Yıllardır Ziraat Bankası kredileriyle sadece süt hayvancılığı desteklendi. Besicilik için verilen kredi faizleri hep yüksek tutuldu, Türkiye’nin süt açığı bulunmazken hatta süt üretim fazlası varken daha fazla yetiştiricinin süte girmesi teşvik edildi.
Süt arzının yüksek , tüketiminin ise düşük olduğu bir ülkede süt fiyatları dalgalanmalara gebedir. Süt fiyatlarında aşağı yönlü bir hareket , ki bunu 2008’de yaşadık, anında damızlık hayvanların kesime gitmesine neden olmuştur ve olacaktır. Satılan süt için alınan paranın yem fiyatını karşılamadığı her durumda bu kaçınılmaz olacaktır. Kesime gönderilen damızlıklar nedeniyle 2-3 yıl sonrası buzağı sıkıntısı ortaya çıkmakta ve denge bozulduğundan buzağı fiyatlarında aşırı artışlar yaşanmaktadır. Bunu da 2009 yılından bugüne kadar yaşıyoruz.
Türkiye’de süt üretimi yeterlidir. Süt üretimi artık teşvik edilmemelidir. Süt üretimi kotalara bağlanmalıdır. Miktar artmayınca süt fiyatları da sabitleneceğinden , dalgalanmalar önlenecek , yetiştirici de damızlığını elinde tutacaktır.

2)Besicilikte Angus gibi et ırklarına ağırlık verilmeli , teşvikler et besiciliğine kaydırılmalıdır :
ABD’de büyükbaş besi hayvanları popülasyonunda Angus ırkı tüm hayvan varlığının yaklaşık %50’sine yaklaşmıştır.
Nedenlerini açıklamaya çalışacağım :
– Angus dişisi erken yaşta ergenliğe ulaşır ve 12-13 aylıkken bile tohumlanabilir.
– Angus doğumdan sonra sağılmaz. Günlük sadece 8-10 litre süt verimi vardır ve sütü 7-9 ay boyunca sadece yavrusu tarafından emilir , sağılmaz.
– Angus suni yem istemez. Varsa meranız orada otlatırsınız , yoksa mısır ve ot silajı , yonca , fiğ , saman gibi kaba yemlerle beslersiniz ve Holstayndan daha yüksek günlük et verimi alırsınız. Holstayn bir besi danasında günlük 7-10 TL masrafla ulaşacağınız günlük kg artışına Angusda 2-4 TL masrafla ulaşırsınız. Avrupalı yetiştiricinin 100 kg suni yem için 40 TL , bizim yetiştiricinin ise aynı miktar için 80 TL ödediğini –bunun da Türkiye’de hiç dile getirilmediğini- düşünürsek , suni yem giderini sıfırlayacak veya asgariye indirecek bu tür bir etçi ırk besiciliğine mutlaka geçiş yapmamız gerekiyor.
Ziraat Bankası üzerinden süt inekçiliğine verilen sübvansiyonlu krediler durdurulmalı , bunlar Angus gibi etçi ırkların besiciliğine kaydırılmalıdır.

3) Dondurulmuş et ithalatı hemen durdurulmalı , sadece et ırkı buzağı ithalatı serbest bırakılmalı ve teşvik edilmelidir:
Bugün dünyanın en büyük et üreticisi ve ihracatçısı Brezilya’dır (ihracatı yıllık 10 Milyar doların üzerinde) ve sekiz yıl içinde dünya et ihracat pazarının üçte ikisini kontrol edeceği varsayılmaktadır. En büyük müşterileri de Rusya , İran , BAE gibi petrol ve gaz ihracatçısı ülkelerdir. Bizim de gaz ve petrol ihracatından elde ettiğimiz döviz fazlamız varsa yerli et üretimi bitirip Brezilya gibi ülkelerden ithalata devam etmekte bir sakınca görmüyorum !!! Ancak Avrupa Birliği bile kendi üreticisini korumak için Brezilya gibi ülkelerden et ithalatına %180 gümrük vergisi uygulamaktadır.
Et ithalatına HEMEN bir son verilmelidir. Buna karşılık HEMEN devletin bir kurumu üzerinden , üreticinin 1000-1500 TL nihai maliyetle 6-8 aylık dişi veya erkek ithal et ırkı buzağı temini için, formaliteler asgariye indirilerek, imkanlar yaratılmalıdır. Teşvikler ve krediler bu yöne kaydırılmalıdır. Et fiyatlarının son aylarda çok yükselmesinin nedenlerinden biri de buzağı fiyatlarındaki aşırı artışdır. Buzağıların sadece et ırkından olması çok önemlidir. Amacın etçi ırkı büyükbaş hayvan popülasyonunu artırmak olduğu unutulmamalıdır.

4) Yem fiyatlarının Avrupa seviyesine düşürülmesi için çalışılmalıdır :
Tüketiciyi koruyoruz diye uzun vadede etini tümüyle dışarıdan temin eden bir ülke konumuna düşmemek için yerli üretici küstürülmemelidir. Ülkemizin içinde bulunduğu iklim kuşağı nedeniyle topraklarımızın büyük bölümü yeterli yağış alamıyor ve yem bitkileri üretimindeki verim düşüyor. Bunu dengelemek için yapılması gereken sulamalar nedeniyle maliyetler yükseliyor. Tarlanın sürüm ve hazırlanmasında , bitkinin biçim ve toparlanmasında kullanılan traktörün ihtiyaç duyduğu mazot için dünyanın en yüksek fiyat ödeniyor. Verilen destekler su parasını bile karşılamıyor. Diğer taraftan devlet suni yem üretimi için gerekli bazı materyellere gümrük vergisi uyguladığından besicimiz suni yem için Avrupalı bir besicinin ödediğinin iki katını ödemek zorunda kalıyor. Öncelikle iklimden kaynaklanan dezavantajın dengelenebilmesi için yem fiyatlarının düşürülmesi gerekmektedir. Devlet bir sübvansiyon verecekse buraya vermelidir. Yerli besicilik desteklenmek zorundadır. Çiftçi/besici mazotunu mu yarı fiyatına verir, dönüm başına yem bitkisi için desteği mi artırır , yem sanayinin ucuz yem üretebilmek için ihtiyaç duyduğu yem hammaddelerinin ithalinde mi gümrük vergilerini sıfırlar , kesilen hayvanlarda kg başına hayvan sahibine ilave ödeme mi yapar ya da üreticinin satın aldığı yeme de bir şekilde destek mi verir , bunları sektör temsilcileriyle görüşüp karara bağlar ve acilen uygulamaya koyar.

Sonuç:
Besiciye 2009 yılına kadar bir kg karkas için ödenen 8-9 TL’lik et fiyatı düşüktü. İki üç ay öncesi yaşanan 18-20 TL’lik karkas fiyatı da aşırı yüksekti. Ancak artık doğruları uygulamaya başlarsak karkas et fiyatları orta ve uzun vadede 12-14 TL gibi bir düzeye oturtulabilir ve bu desteklerle üretici zarar etmez. Karkas et fiyatı Türkiye’de yukarıda saydığım nedenlerden dolayı hiçbir zaman Avrupa’daki gibi 7,5 -8 TL/Kg olmayacaktır ama doğrular yapılırsa ve –bu da çok önemli- besiciden çıktıktan sonra tüketiciye ulaşıncaya kadar spekülasyonun önüne geçilebilirse et nispeten uygun fiyata tüketilebilir bir besin maddesi olma niteliğini kazanacaktır. Bunun yolu da etçi ırkı hayvan sayımızı artırmaktan ve yerli üreticinin desteklenmesinden, en azından ona rekabetçi koşulların sağlanmasından geçmektedir.

Yazar :
 Metin Göncü
Email: mg_met@hotmail.com